20 Mayıs 2013 Pazartesi

Salata Severler


Henüz çocuk denecek yaştaydım, sanırım, hadi diyelim 12-13, çok kalabalık ailemde bana düşen sorumluluk ile bir anda kendimi salata yaparken buldum! Herhalde masa hazırlamaktan, üretim aşamasına geçmek de bana bir motivasyon oldu ki, bir özenle, yüce bir gayretle yapıyordum işimi... Bir de kalabalık sofradan gelen "aman da aman pek bir güzel olmuş Arzu'nun salatası" söylemlerini duydukça, değmeyin keyfime :))! İşte o gün bu gündür, her daim ve her ortamda, salata yapma görevi benimledir. Hala severek ve isteyerek…

Şimdi, yaptığım salatalara bir de isim annesi olmak hoşuma gidiyor :)). Şimdi sizleri "Biber Cümbüşü" ile tanıştıracağım:

Kırmızı, turuncu ve sarı biberlerin güzelliklerine bakar mısınız...


Hellim peynirlerini, önceden hazırladığım fesleğen pesto-zeytinyağı ve sarmısak sosunda yüzdürdüm :) ve sonra da teflon tavada kızarttım



Biberleri de tost makinasına koydum ve üzerlerine aynı sostan gezdirdim...


İşte size "Biber Cümbüşü" :))






Afiyetler olsun
Sevgiyle ve renkli kalin

10 Mayıs 2013 Cuma

CUMA MOTTOSU

Herkes birgün o sevdiği, beklediği, hasretini çektiği zamana-kişiye-maddeye kavuşsun dilekleriyle, sevgiyle kalın diyorum :))
Mutlu hafta sonları

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Bahar geldi!

Duyduk duymadık demeyin, bahar en sonunda geldi! Çiçekler açtı, yapraklar kendilerini yeniledi, kuşlar cik cik bayrami kutluyor... Peki ya ruhumuz, kalbimiz, bizi biz yapan herşey? İçimize de bahar serpilmesi dileğiyle...
Sevgiyle kalın









15 Mart 2013 Cuma

Cuma Mottosu

1 Şubat itibariyle başladığım Karatay diyeti ile 8 kilo verdim. Hedef 1 Hazirana kadar 15 kilo...
Yola devam :))
Sevgiyle ve sağlıkla kalın

9 Mart 2013 Cumartesi

Bir somon hikayesi

Bugün sizlere bir somon tarifi verecegim sayın izleyicilerim. Programıma başlamadan önce saz arkadaşlarımı tanıştırayım:

- somon fileto ( gerçi özgür bireyler olarak şekline siz karar verebilirsiniz, tarif 2 kişi içindir)
- fesleğen pesto (kendiniz de yapabilirsiniz, hazir da alabilirsiniz)
- zeytinyağı
- biliyorum kınanacağım, nereden çıktı şimdi bu diyeceksiniz ama kabak çekirdeği yağı
- ballı hardal ( üşenmeyenler için bal + hardal) :)
- sarmısak
- limon
- maydonoz

Haydi bakalım, hep beraber, hoppa!!!

- Önce, hijyen açısından, saçlarınızı aşağıda, 1. adimda görüldüğü gibi bağlıyorsunuz :)
- Fırını 200 dereceye getirip hazırlıyorsunuz
- 3 yemek kaşığı zeytinyağına sırasıyla 1 kaşık kabak çekirdeği yağını, kıyılmış sarmısakları, 1 kaşık fesleğen pestoyu, kıyılmış maydonozu ve sıkılmış yarım limonu, son olarak da 1 tatli kaşığı ballı hardalı ekleyip karıştırıyorsunuz. Bunlar bir kenarda başbaşa dinlene dursunlar...
-  Tepsinize yağlı kağıdı seriyorsunuz
-  Üzerine güzel somon filetoları yatırıyorsunuz
- Yeterince dinlenmiş olan sosunuzu somon dilimlerinin üzerine sürüyorsunuz, elinizi korkak alıştırmayın, sos balığın kenarlarından akıversin...
-  Üzerini alüminyum folyo ile kapatıyorsunuz ve fırına veriyorsunuz.
-  Saatinizi 25 dakikaya ayarladıktan sonra yapabilecekleriniz:
     . Salatanızı, tabiki yeşil soğan veya kırmızı soğan destegiyle hazırlayabilirsiniz
     . Annenizi veya arkadaşınızı telefonla arayıp günün kritiklerini yapabilirsiniz
     . Sosyal medya paylaşımcı yakınlarınızın bilimum gönderilerini gözden geçirebilirsiniz
   .Ya da daha yaratıcı olup farklı şeyler yapabilirsiniz :)) zira 25 dakika uzun bir süre insan yaşamında!!!
- Şimdi tepsinizi fırından çıkarıp, sıcaklık ayarını 120 dereceye getirip, tepsiden folyoyu alıp, tepsiyi tekrar fırına yerleştiriyorsunuz..
- Saatinizi şimdi de 20 dakikaya ayarlayın bakalım...
- Bu süre zarfında da sofranizi hazırlayabilirsiniz, benden söylemesi :)
- Veee tepsinizi fırından alarak somonunuzu servis ediyorsunuz.

Afiyetler olsun

Programima burada son verirken, hepinizi gözlerinizden öpüyor, sevgiyle ve ağzınızın tadıyla kalın diyorum....






Notlar:

- Kabak çekirdeği yağını Zagreb'de (Hırvatistan) keşfetmiştik, duyanlar ve bilenler için, her türlü ete çok yakışıyor. Tabii burada var mıdır bilemiyorum ama bu tarif için herhangi başka bir yağ da ekleyebilirsiniz (fındık yağı ya da susam yağı olabilir). Ya da yok kardeşim hiçbirini istemiyorum derseniz, zeytinyağı ile hayatınıza devam edebilirsiniz :)

- Pesto yapmak hiç de öyle zahmetli bir iş değil, bir rondoya bakıyor. Hangi otun pestosunu yapacaksanız, aslında ben roka pestoyu da çok seviyorum, otu güzelce yıkıyorsunuz, içine biraz ceviz, zeytinyağı, parmesan peyniri ve sarmısağı ekliyorsunuz, sonra da rondodan geçiriyorsunuz, işte size pesto. Tüm içerikleri, damak zevkinize göre arttırabilirsiniz.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Viski - Sek olsun lütfen!

Çocuktuk, yani şöyle 10-11 yaşlarında (şimdi acaba bu yaştakiler, onlara çocuk dediğim için bana kızarlar mı? Tekzip ederler mi!!!) ve hayal kuruyorduk...

Kızlardan biri, evlenip kendisini mutlu yuvasında çocuklarıyla beraber hayal ediyordu.. Hayaller gerçekleşti ve dostum, eşi ve 2 çocuğuyla gayet mutlu bir hayat sürüyor.

Ben, kendimi iş kadını olarak hayal etmiştim. Üzerimde beyaz bir tayyör (ama tayyör!), başımda ise siyah ve kocaman yuvarlak bir şapka. Hani Türkan Şoray misali, ofisten içeri giriyorum, başım önde, kaldırıyorum ve şapkamın ardına gizlenmiş gözlerim çıkıyor ortaya! Ciddi ciddi bakıyorlar etrafa!!! Hayaller gerçekleşti ama tamamlanmadı, yani ben gerçekten bir iş kadını oldum, hatta şapka bile takıyorum ama nirvana noktası olan beyaz tayyör ve siyah kocaman şapka olayına henüz giremedim. Emekli olacağım gün gelsem mi acaba ofise o şekilde :)))

Ve diğer dostum.. Onun hayali ise şu şekildeydi; Pub'a havalı bir şekilde giriyor, bara doğru yöneliyor, tabureye ahenkli bir şekilde yerleşiyor.
Barmen soruyor: Ne içersiniz hanımefendi?
Dostum cevap veriyor: Viski, sek olsun!!!! (vurgu "sek" kısmında")
Tabi o zamanlar biz, bir içki çeşidi var ve adına filmlerde "viski" deniyor zannediyoruz, dolayısıyla çeşitlerinden, tarihinden bihaberiz... Canım dostum, bu hayalini gerçekleştirdi hem de tam yerinde, tam cennetinde, yani İskoçya'da... Ama tabii oralarda "sek olsun" vurgusu biraz kaybolmuş olabilir :)))

Fakat bu "viski-sek olsun" repliği taa beynimizin derinliklerine işlemiş ki geçenlerde Metro-Mey işbirliği ile bir Viski tadımı düzenlendi ve ben de çocuklığumdan kalan  "ama hangi viski-sek mi olmalı gerçekten" sorularına cevap bulmak üzere şanslı bir birey olarak katılmaya nail oldum. (O yaşlarda da durumu sorgular kişiliğim varmış demek ki!)

Tadım, Viski Mentoru Sayın Ertan Engin eşliğinde gerçekleşti. Çok keyif aldım, hem viski hakkında öğrendiklerimden, hem tattıklarımdan, hem de hikayelerden.

Sevgili Dostum, haydi bir gün gel de şu aşık olduğum şehire, seni puba götüreyim, bar taburesine ahenkle yerleşelim beraber, barmen gelsin ve sorsun ne içeceğimiz, ve ben cevap vereyim "Black Label-sek olsun" :)))

Dostlarla, anılarla ve sevgiyle kalın...







Tadımdan Notlar:

- Viski tamamen doğal bir içki, içerisinde katkı maddesi bulunmuyor (bulunmamalıdır!)
- Tarihte, kayıtlar ancak o zamandan başladığı için, menşei İskoçya olarak geçiyor. Papazlar kendisini üretip (birada olduğu gibi), ilaç niyetine hastalara veriyorlar. İşte bu yüzdendir ki kendisi "hayat suyu" (water of life) olarak anılıyor.
- Single Malt ve Blended olarak 2'ye ayrılıyor. Tabiki single malt  olanı makbul fakat gayet pahalı.
- Viski en erken 4. senesinde şişeleniyor. Yani en genç viski 4 yaşında ve şişenin üzerine, farklı yaşlarda viskiler de konulmuş olsa, en genci yazılıyor, kurallar böyle. 
- Viski bira mayasından yapılıyor, sonra bakır imbiklerde damıtılarak meşe fıçıların içine konuluyor.
- Bizim tadım yaptıklarımız şunlardı:

1- J&B: Rengi çok açık, meyvemsi (ben pek keyif almadım)
2- Red Label: Fındık, karamel, çikolata, meyvemsi tatlar bırakıyor ağızda. Gideri var. Ertan Bey çilek ve çekilmiş karabiberle denenebileceğini söyledi, ilginç...
3- Black Label: Rengi koyu, sherry fıçılarında yıllanmış. Bal, çukulata, karamel, kurutulmuş meyve tadları veriyor. Benim primam!!!!
4- Double black: İsli. Tahıllar "peat" adlı fosilleşmiş bitkisel kömürlerin yakılmasıyla isli bir tat alıyor. Pek benlik değil.
5- Talisker: Single malt bir viski, en baharatlısıydı.
6- Lagavulin: Koyu renkli ve en isli viskiydi. 16 sene sherry fıçısında beklemiş...

Bilgilerde bir hata, alınan notlarda bir yanlışlık varsa, uyarın ey dostlar...



23 Şubat 2013 Cumartesi

Mantar Peşte (Karatay friendly)

Gecenlerde iş yerimde oglen yemegine gittigimde, gorsel olarak beni hemen etkileyen bir yemek yedim. Aşçımıza sorduğumda adının Mantar Peşte olduğunu öğrendiğim fakat bana sorsanız kendisini "Mantarlı ve turşulu kıyma kavurma" olarak anabileceğim bu yemek, gerçekten çok lezzetliydi.

Ey benim damak tadımı biraz olsun bilenler!!!! Bana güvenin ve bu yemeği edinin :))) Hem çok kolay hem çok lezzetli, hem de gayet Karatay friendly!!!

Haydi bakalım, yemeği beraberce yapalım:

Önce malzemeler (2 kişilik- ben ve asistant Selin için tabii)

- 250 gram kıyma 
- 200 gr mantar (ben kestane mantarı kullandım, 200 gr da yaklaşık paketin yarısı demek oluyor aslında)
- 2 adet kapya (kırmızı) biber
- 1 avuç dolusu sarımsak
- 1 adet kırmızı soğan
- 2 orta büyüklükte salatalık turşusu
- Tane karabiber

Yapılışı:




Bu arkadaşların hepsini güzelce yıkıyoruz, temizliyoruz ve dilimliyoruz. Yemeğin sulanmaması için mantarların sapları ile ilişkilerini sonlandırıyoruz... Yazık onlaraaa!!!!



Sonrasında tüm bu grubu, turşu kardeş hariç ve en altta kıyma olacak şekilde, pişireceğimiz kaba koyuyoruz. Orta ateşte pişirirken tamamen kıymanın kendi yağı ile kavruluyor ve tüm tatlar birbirine sıkıca sarılıyor... Artık soğanlar karamelize olmuş, mantarlar yumuşamış, kıyma kahverengiye dönmüş olduğunda turşu dilimlerimizi de ekliyoruz ve yaklaşık 5 dk da bu şekilde kavurmaya devam ediyoruz.

Şimdi servis zamanı... Önce peştemizi yayvan tabağın ortasına kayuyoruz, çevresini özenle krema kıvamına getirdiğimiz yoğurdumuzu ekliyoruz... Üzerine biraz cherry domates (başka yerde var mı bilemiyorum ama Metro'dan aldığım bu domatesler enfes, çıtır çıtır) ekliyoruz. Veee tabiki şimdi zeytinyağı zamanı, tüm tabağın üzerine çok az zeytinyağı gezdiriyoruz, bu son buluşma harika bir koku yayıyor...


Veeeee işte sonuç!!! Bak yine yapasım geldi sabah sabah!!!!




Afiyetler olsun şimdiden...

Sağlıkla ve sevgiyle kalın...

Notlar:

Eşimin babasının 76. doğumgünü için, sevgili yengemin destekleriyle, bir atkı projesini sonlandırdım. Hani şu uzunca örüp her iki tarafı birleştirilen ve kolye gibi takılan... Efenim pek güzel oldu ve gayet de göz doldurdu :) Üzerine bir de nazar boncuğu kondurdum...

Merak edenler için; yün Lanoso markalı arpaka yün, renk kodu 3025.

Ellerine sağlık yengeciğim :)