27 Şubat 2013 Çarşamba

Viski - Sek olsun lütfen!

Çocuktuk, yani şöyle 10-11 yaşlarında (şimdi acaba bu yaştakiler, onlara çocuk dediğim için bana kızarlar mı? Tekzip ederler mi!!!) ve hayal kuruyorduk...

Kızlardan biri, evlenip kendisini mutlu yuvasında çocuklarıyla beraber hayal ediyordu.. Hayaller gerçekleşti ve dostum, eşi ve 2 çocuğuyla gayet mutlu bir hayat sürüyor.

Ben, kendimi iş kadını olarak hayal etmiştim. Üzerimde beyaz bir tayyör (ama tayyör!), başımda ise siyah ve kocaman yuvarlak bir şapka. Hani Türkan Şoray misali, ofisten içeri giriyorum, başım önde, kaldırıyorum ve şapkamın ardına gizlenmiş gözlerim çıkıyor ortaya! Ciddi ciddi bakıyorlar etrafa!!! Hayaller gerçekleşti ama tamamlanmadı, yani ben gerçekten bir iş kadını oldum, hatta şapka bile takıyorum ama nirvana noktası olan beyaz tayyör ve siyah kocaman şapka olayına henüz giremedim. Emekli olacağım gün gelsem mi acaba ofise o şekilde :)))

Ve diğer dostum.. Onun hayali ise şu şekildeydi; Pub'a havalı bir şekilde giriyor, bara doğru yöneliyor, tabureye ahenkli bir şekilde yerleşiyor.
Barmen soruyor: Ne içersiniz hanımefendi?
Dostum cevap veriyor: Viski, sek olsun!!!! (vurgu "sek" kısmında")
Tabi o zamanlar biz, bir içki çeşidi var ve adına filmlerde "viski" deniyor zannediyoruz, dolayısıyla çeşitlerinden, tarihinden bihaberiz... Canım dostum, bu hayalini gerçekleştirdi hem de tam yerinde, tam cennetinde, yani İskoçya'da... Ama tabii oralarda "sek olsun" vurgusu biraz kaybolmuş olabilir :)))

Fakat bu "viski-sek olsun" repliği taa beynimizin derinliklerine işlemiş ki geçenlerde Metro-Mey işbirliği ile bir Viski tadımı düzenlendi ve ben de çocuklığumdan kalan  "ama hangi viski-sek mi olmalı gerçekten" sorularına cevap bulmak üzere şanslı bir birey olarak katılmaya nail oldum. (O yaşlarda da durumu sorgular kişiliğim varmış demek ki!)

Tadım, Viski Mentoru Sayın Ertan Engin eşliğinde gerçekleşti. Çok keyif aldım, hem viski hakkında öğrendiklerimden, hem tattıklarımdan, hem de hikayelerden.

Sevgili Dostum, haydi bir gün gel de şu aşık olduğum şehire, seni puba götüreyim, bar taburesine ahenkle yerleşelim beraber, barmen gelsin ve sorsun ne içeceğimiz, ve ben cevap vereyim "Black Label-sek olsun" :)))

Dostlarla, anılarla ve sevgiyle kalın...







Tadımdan Notlar:

- Viski tamamen doğal bir içki, içerisinde katkı maddesi bulunmuyor (bulunmamalıdır!)
- Tarihte, kayıtlar ancak o zamandan başladığı için, menşei İskoçya olarak geçiyor. Papazlar kendisini üretip (birada olduğu gibi), ilaç niyetine hastalara veriyorlar. İşte bu yüzdendir ki kendisi "hayat suyu" (water of life) olarak anılıyor.
- Single Malt ve Blended olarak 2'ye ayrılıyor. Tabiki single malt  olanı makbul fakat gayet pahalı.
- Viski en erken 4. senesinde şişeleniyor. Yani en genç viski 4 yaşında ve şişenin üzerine, farklı yaşlarda viskiler de konulmuş olsa, en genci yazılıyor, kurallar böyle. 
- Viski bira mayasından yapılıyor, sonra bakır imbiklerde damıtılarak meşe fıçıların içine konuluyor.
- Bizim tadım yaptıklarımız şunlardı:

1- J&B: Rengi çok açık, meyvemsi (ben pek keyif almadım)
2- Red Label: Fındık, karamel, çikolata, meyvemsi tatlar bırakıyor ağızda. Gideri var. Ertan Bey çilek ve çekilmiş karabiberle denenebileceğini söyledi, ilginç...
3- Black Label: Rengi koyu, sherry fıçılarında yıllanmış. Bal, çukulata, karamel, kurutulmuş meyve tadları veriyor. Benim primam!!!!
4- Double black: İsli. Tahıllar "peat" adlı fosilleşmiş bitkisel kömürlerin yakılmasıyla isli bir tat alıyor. Pek benlik değil.
5- Talisker: Single malt bir viski, en baharatlısıydı.
6- Lagavulin: Koyu renkli ve en isli viskiydi. 16 sene sherry fıçısında beklemiş...

Bilgilerde bir hata, alınan notlarda bir yanlışlık varsa, uyarın ey dostlar...



23 Şubat 2013 Cumartesi

Mantar Peşte (Karatay friendly)

Gecenlerde iş yerimde oglen yemegine gittigimde, gorsel olarak beni hemen etkileyen bir yemek yedim. Aşçımıza sorduğumda adının Mantar Peşte olduğunu öğrendiğim fakat bana sorsanız kendisini "Mantarlı ve turşulu kıyma kavurma" olarak anabileceğim bu yemek, gerçekten çok lezzetliydi.

Ey benim damak tadımı biraz olsun bilenler!!!! Bana güvenin ve bu yemeği edinin :))) Hem çok kolay hem çok lezzetli, hem de gayet Karatay friendly!!!

Haydi bakalım, yemeği beraberce yapalım:

Önce malzemeler (2 kişilik- ben ve asistant Selin için tabii)

- 250 gram kıyma 
- 200 gr mantar (ben kestane mantarı kullandım, 200 gr da yaklaşık paketin yarısı demek oluyor aslında)
- 2 adet kapya (kırmızı) biber
- 1 avuç dolusu sarımsak
- 1 adet kırmızı soğan
- 2 orta büyüklükte salatalık turşusu
- Tane karabiber

Yapılışı:




Bu arkadaşların hepsini güzelce yıkıyoruz, temizliyoruz ve dilimliyoruz. Yemeğin sulanmaması için mantarların sapları ile ilişkilerini sonlandırıyoruz... Yazık onlaraaa!!!!



Sonrasında tüm bu grubu, turşu kardeş hariç ve en altta kıyma olacak şekilde, pişireceğimiz kaba koyuyoruz. Orta ateşte pişirirken tamamen kıymanın kendi yağı ile kavruluyor ve tüm tatlar birbirine sıkıca sarılıyor... Artık soğanlar karamelize olmuş, mantarlar yumuşamış, kıyma kahverengiye dönmüş olduğunda turşu dilimlerimizi de ekliyoruz ve yaklaşık 5 dk da bu şekilde kavurmaya devam ediyoruz.

Şimdi servis zamanı... Önce peştemizi yayvan tabağın ortasına kayuyoruz, çevresini özenle krema kıvamına getirdiğimiz yoğurdumuzu ekliyoruz... Üzerine biraz cherry domates (başka yerde var mı bilemiyorum ama Metro'dan aldığım bu domatesler enfes, çıtır çıtır) ekliyoruz. Veee tabiki şimdi zeytinyağı zamanı, tüm tabağın üzerine çok az zeytinyağı gezdiriyoruz, bu son buluşma harika bir koku yayıyor...


Veeeee işte sonuç!!! Bak yine yapasım geldi sabah sabah!!!!




Afiyetler olsun şimdiden...

Sağlıkla ve sevgiyle kalın...

Notlar:

Eşimin babasının 76. doğumgünü için, sevgili yengemin destekleriyle, bir atkı projesini sonlandırdım. Hani şu uzunca örüp her iki tarafı birleştirilen ve kolye gibi takılan... Efenim pek güzel oldu ve gayet de göz doldurdu :) Üzerine bir de nazar boncuğu kondurdum...

Merak edenler için; yün Lanoso markalı arpaka yün, renk kodu 3025.

Ellerine sağlık yengeciğim :) 



20 Şubat 2013 Çarşamba

I love you Burt!


Evet itiraf ediyorum, O'nu seviyorum hatta müptelası oldum bile denilebilir. Öyle yumuşak, öyle güzel kokulu ki, beni kendimden alıyor, iyi hissettiriyor...

Yanlış anlaşılmasın, bahsettiğim doğal, organik, çevre dostu ve genelde bal özlü bakım ürünleri yapan "Burt's Bees" markası :)). Kendisini ilk keşfim, 6 yıl önce eşimin, bitmesine çok yakın dudak nemlendiricisi oldu. Denediğimde ve "bu benim olmalı" dediğimde, evde kapanın elinde kalıyordu ki o yıllarda bu marka Türkiye'de henüz bulunmamaktaydı!!!

Şimdi ise Boyner mağazalarında satılmakta ama eğer imkanınız varsa yurtdışında çok daha uygun fiyatlara alabiliyorsunuz.

Ürünlerin oluşumunun hikayesi de şöyle: Yıl 1984, sevgili Bay Burt Shavitz, kendi halinde, arıcılık yapan ve bu arılardan elde ettiği balları da kavanozlayıp kamyonetinin arkasında satan bir yalnız adam... Birgün yine kamyonetiyle yollara düşmüşken, otostop yapan bir kadına rastlıyor ve kamyonetine alıyor... Yalnız kadın ise Bayan Roxanne Quimby... Tanışma, hoşlanma, görüşme, sohbet-muhabbet derken aralarında bir aşk doğuyor ve doğal hayatı birlikte yaşamaya karar veriyorlar. Bizim Burt arılarıyla meşgul olurken, Roxanne -akıllı ve girişimci kadın- olayı nasıl paraya çevireceğini düşünüyor ve bu bal ve wax'lardan bir takım kremler üretmeye başlıyor. Ürünler herkes tarafından çok beğeniliyor ve 2007 yılında 925 milyon dolara Amerika'nın büyük bir kozmetik şirketi olan Clorox firması tarafından satın alınıyor. Bu arada söylemeyi unuttum, tabii bu doğal hayatın ve aşkın arasına çok para girince, 1999 yılında bizim Burt ve Roxanne ayrılma kararı alıyor. Burt'cüğüm sadece 4 milyon dolar koklayabiliyor bu paradan. Ama olsun, o hala arıları ile mütevazi yaşantısına mutlu bir şekilde devam ediyor... Tabi Roxanne de dünyayı dolaşarak, parasını sevdiği şehirlerde gayri menkule dönüştürüyor, yani o da gayet mutlu bir şekilde hayatına devam ediyor... İşte bu mutluluktan (!!!) aşağıda birkaçını görebileceğiniz, taaa bana kadar ulaşan ürünler ortaya çıkıyor...

Detaylı ve abartısız hikayeyi buradan öğrenebilirsiniz :)))

Bir bakın şu güzelliklere:

Yumuşacık ve sevgiyle kalın...

Kas Hayalleri

Biliyorum çok erken ama ne yapabilirim hayallerim çok acımasız. Kışın ortasında o sıcacık görüntüler geliyor aklıma...
Ama şimdi şöyle bir hayal edin... Masmavi sular...


Limanağzı'nda geçirilen saatler... saatler... ve saatler....




Çok lezzetli buz gibi Mohitolar (@ http://www.nurbeachhotel.com/ )


Vee Meis Adası...


Hayallerinizle baş başa ve sevgiyle kalın...
Arzu

2 Şubat 2013 Cumartesi

Anne Eli...

Evde bir harekettir gidiyor... Ağbimin eşi, ki ben ona 'Yenge' derim :) ve annem, bir ay once evimin yolunu buldular sonunda ve ben de keyifli bir yeni yil gecisi yapmis oldum... Evde 3 hatun, bazen sevgili Selin'in katilimiyla 4, durmadan birseyler örüp, durmadan yemekler yapiyoruz...

Sonuç;

1- Cok mutluyum
2- Cok kilo aldim!!! (Dün itibariyle Karatay diyetine başladım)
3- Örgü örme tekniklerini, triklerini, nasil kaliteli ip seçilir, hangi şiş veya tığ ile örmek gerekir konularinda seviye atladim :) (İpleri Harbiye'de Galeri 77'den almaya başladım, tavsiye ederim, bambaşka bir dünya orası)
4- Asagidaki guzelliklere sahip oldum

Aksiyonlara devam, yaşasin "knitting bees" :)

Sevgiyle kalin


Pişi tarifini bilahare vereceğim, mayasız ve çok kolay...

Anne eli tabiki örtüyü gayet düzenli bir şekilde kanepeye örttü!!!



Ve tabiki ben de örtünün doğal geleceğini fotoğraflamak istedim :)